|
ATASÖZLERİNDEN ÖRNEKLER Aç köpek fırın deler Aç tavuk düşünde darı görür Adam, adam sayesinde adam olur Adam eşeğinden belli, kadın döşeğinden belli Akılsız köpeği yol kocatır Akşamdan sonra gelen misafir, ya soğan yer ya da söğen. Alçak eşeğe kim olsa biner Analık, domuz derisinden yamalık Anası uyumuş kızı büyümüş, sandığında sümüklüböcek yürümüş. At beslenirken, kız istenirken verilir. Azı çocuğa gösterme, çoğu kocaya gösterme. Bulut giderse Aydın’a tut işini kaydına Bulut giderse Şam’a çek koca eşeği dama Canlı mal kazıktan kazığa Çirkefe taş atma üstüne sıçrar. Çocuğa iş buyur, arkasından kendin git Çocuk padişah tanımaz Dağ başından duman eksik olmaz Demir tavında; güzel çağında.. Düğün el ile, harman yel ile Eceli gelmiş köpek cami duvarına işer Ekti besle tuluğunu delsin Eşek dövüldüğü yere gider Eşek kızınca beygiri geçer Etme kulum, bulursun zulüm Evli evinde gerek, köylü köyünde gerek Kahırsız kaya dibi olmaz Kalıp kıyafetle adam adam olmaz Hazıra hazine dayanmaz İşini bilmeyen kasap, ne bıçak kor ne masat Huylu domuz, huyundan vazgeçmez. Kız anadan öğrenmiş sofra düzmeyi, oğlan babadan öğrenmiş oba gezmeyi. Kör ölür badem gözlü olur, kel ölür sırma saçlı olur. Leylek benim ne kuşum, gelir yazın gider kışın. Mirasa nereye gidiyorsun demişler, miras olmaya demiş. Olursa el beğensin, olmazsa yel beğensin. Öleni gömerler, malını bölerler. Ölü gözünden yaş, imam evinden aş çıkmaz. Serçeden korkan darı ekmez. Sıçanın sidiği denize katkıdır. Suyun ağır akanından, insanın yere bakanından kork. Şubat deri yüzer, Mart güç üzer Tarhana çorbası tarlaya kadar, bulgur aşı öğleye kadar. Unu var ünü yok. Ürümesini bilmeyen köpek sürüye kurt getirir. Veresiye içen iki defa sarhoş olur. Yazın başı pişmeyenin, kışın aşı pişmez. Yarim yar olsun, yuvam çalı dibi olsun. Yeğne at yemini kendi artırır. Yazın başı pişenin kışın aşı pişer. Yediğim soğan olsun, sardığım civan olsun. BİLMECELERDEN ÖRNEKLER | 1. | Sıra sıra söğütler Birbirini öğütler | Diş | | 2. | Altı tahta üstü tahta İçinde bir kara Fatma | Kaplumbağa | | 3. | Altı mermer üstü mermer İçinde bir büzük Ömer | Ceviz | | 4. | Haşarıdır haşarı Başı damdan dışarı | Kaplumbağa | | 5. | İki değnek bir makas Hokkabaz mı hokkabaz | Leylek | | 6. | Aldır arabası Yeşildir çufası Bunu bilmeyen Eşek sıpası | Domates | | 7. | Kuşum var kahverengi Kahvelerde çalar çengi Durun biraz yaz gelsin Kuşumun keyfi gelsin | Pire | | 8. | Bir oğlum var fitten Sakalı var etten Şimdi gelir çiftten Gelir şimdi görürsün Güle güle ölürsün | Horoz | | 9. | Kat kat döşek Bunu bilmeyen eşek | Lahana | | 10. | Dışı deri gibi İçi darı gibi | İncir | | 11. | Uzun uzun urganlar Ucunda tombul tombul kanlar | Karpuz | | 12. | Dürüm dürüm dürdane Zülfünü dökmüş gerdane Yılda bir kere çıkar meydane | Mısır | | 13. | Dışı tencere karası İçi peynir mayası | Kestane veya Turp | | 14. | Bizim evde deli var Başında bir gülü var | Gaz lambası | | 15. | Ağzında ateş Burnunda yılan Dibi kuyu Acıdır suyu | Nargile | | 16. | Sarıdır safran gibi Yazılır Kur’an gibi Ya bunu bileceksin Ya bu gece öleceksin | Altın | | 17. | Kara deve Girmez eve Kır boynunu Girsin eve | Şemsiye | | 18. | Kiremitliğe darı saçtım Sayamadan eve kaçtım | Yıldız | | 19. | Gide gide usanmaz Beline kuşak kuşanmaz | Dere | | 20. | İki elimle tutarım Dibine kadar sokarım | Çizme | | 21. | Uzun kız tütün içer | Baca | | 22. | Küçük küçük tekneler Birbirini beklerler | Kiremit |
DEYİMLERDEN ÖRNEKLER | 1. | Adam sandım eşeği, kaba yazdım döşeği. | | 2. | Adet yerini bulsun | | 3. | Adı çıkmış dokuza, inmez sekize | | 4. | Aklı başından bir karış yukarıda olmak | | 5. | Aklını peynir ekmekle yemek | | 6. | Art ayağıyla kulağını kaşımak | | 7. | Pazardaki ete soğan doğramak | | 8. | Doğmadık sıpanın belini kırmak | | 9. | Doğunca ebesi yumuş, ölünce hocası yumuş | | 10. | Donunu başına giydirmek | | 11. | Ha Arap Hasan, ha Hasan Arap | | 12. | Har vurup harman savurmak | | 13. | İğne deliğinden Hindistan’ı seyretmek | | 14. | Kabak çiçeği gibi açılmak | | 15. | Kedi eniğini kaybetse bulamayacak olmak | | 16. | Sermayeyi kediye yüklemek | | 17. | Öküz öldü ortaklık ayrıldı. | | 18. | Aklını peynir ekmekle yemek | | 19. | Ayvaz kasap, hepsi bir hesap | | 20. | Zemheride hıyar aramak | | 21. | Yıldızları almamak | | 22. | Sonradan görme, cavurdan dönme. | | 23. | Kediler gitti sıçanlara beğlik kaldı. | | 24. | Taşı sıkıp suyunu çıkarmak | | 25. | Yüz verince astarını istemek |
EFSANELER Selçuk’ta Yedi Uyurlar Efsanesi Vakti zamanında Dakyanus adlı bir oduncu, her gün Efes Dağlarına gider, akşama kadar topladığı odunları satar, geçimini temin edermiş. Bir gün dakyanus yerde bir yazılı taş bulur.. İlgisini çektiği için onu yanına alıp kasabaya getirir. Kasabanın bakkalına götürür ve onu okumasını rica eder. Bakkal kitabeyi okuduktan sonra: -Sen fakir adamsın, paraya ihtiyacın var. Bırak şu odunculuğu, bu dükkanı sana bırakayım, yeter ki taşın çıktığı yeri bana göster, taş ta senin olsun der. Oduncu kabul etmez; -Ben senin dükkanını falan istemem. Eğer okuyacaksan bunu oku, yoksa bırak başkasına okutturayım, deyince; bakkal (bilgili ve okur-yazar bir insandır) kitabeyi okur ve der ki: “Sakın taşı kimseye verme, sen cahilsin, bu taşın çıktığı yerde üç küp altın bulacaksın. Zengin olup ilerde kral olacak ve hatta Tanrılığını ilan edeceksin.” Oduncu güler ve işine devam eder.fakat bu sözler onu bir düşünceye salar ve merak uyandırır. Ertesi günler taşın çıktığı yerleri deşmeye başlar. Açılan delikte bir tuğlanın altından toprak kayarak deliği büyütür ve bir mahzende gerçekten üç küp altın bulur. Altınları hemen götürmeye çekinir ve hergün peyderpey onları taşımaya başlar. Tabii zengin olur, çok iyilik seven bir insan olduğu için fakirlere yardım etmeye ve kasabaya bir hayrat yapmaya başlar. Derken devrin kralı ölür. O zamanlar kralları halk seçermiş. Kimi kral seçelim derken akla Dakyanus gelir. Halk, “Fakirlere yardım ediyor, devlet bütçesine ihtiyacı yok” der. Sonra karar uygun görülür ve Dakyanus kral seçilir. Zamanla çok ünlü bir kral olunca kendini büyük görmeye başlar ve Tanrılığını ilan etmek ister. Bir gün vezirlerini toplar ve bu kararını ilan etmek üzereyken bir sinek musallat olur ve kulağına, gözüne, burnuna, ağzına konarak kralı konuşmaktan alıkoyar. Buna rağmen kral : - Arkadaşlar! Bir sinek konuşmama mani oluyor, kısa kesmek isterim. Ben Tanrılığımı ilan ediyorum. Böyle deyince vezirlerden altı tanesi hemen yerinden fırlayarak; -Fakat bizim Tanrımız var. O varken ikinci bir Tanrıya inanmamız güçtür, derler. Kral Dakyanus celallenir ve onları huzurundan kovar. Daha büyük bir kötülük yapmasından korkan altı vezir sarayı terk ederek şehirden kaçarlar. Şimdiki kızlar cimnazı (Kızıl Gedik)’nın bulunduğu yere gelince, orada köpeği ile bir çoban görürler ve hadiseyi anlatırlar. Çoban: -Benim efendim de aynı şekilde iddialarda bulunuyor, ben de kaçmak istiyorum. Sizinle beraber geleceğim, der. Hepsi beraber şimdiki yedi uyuyanlar Mağarasına girerek derin bir uykuya dalarlar. Zabıtalar Efes dağlarını arar tarar, fakat onları bulamazlar. Bilinmez aradan kaç yıl geçtikten sonra uyandıkları zaman çok acıktıklarını hissederler ve içlerinden biri şehre ekmek almaya iner. O zaman Dakyanus ölmüş ve yeni krallar bu zengin kralın hazinelerinin nerede olduğunu merak eder dururlarmış. Bu bakımdan halka verilen bir emirle kimde o devre ait olan bir para bulurlarsa yakalayıp saraya getirmeleri tembih edilmiş. Fırıncı o devrin parasını görünce, adamın saç, sakal ve kıyafetinden şüphelenerek durumu saraya haber verir. Zabıtalar hemen adamı yakalayarak geldiği yeri göstermelerini emrederler. Fakat geldiklerinde mağaranın kapısı Tanrı’nın emriyle tekrar kapanır. Ve bir daha açılmaz. Rivayet edilir ki, sonradan eshab-ı Kehf denen ve mağarada 200 yıl yaşadıkları anlaşılan yedi uyurların kaç yıl uyudukları şöyle anlaşılmış: Beraberinde bulunan çoban köpeği her yıl tüy değiştirirmiş. Onun yattığı yer bulunmuş ve üst üste duran tüylerden anlaşılmış. ( Sabahattin TÜRKOĞLU Selçuk İlçesinden Hasan KİMSESİZ’den derlemiştir. T.F.A.)
GELİN TAŞI VE DEDE TEPESİ EFSANESİ
Güzel İzmir'imizin Bergama ve Dikili ilçeleri arasında Kaynarca denilen büyük bir bataklık varmış. Sazlarla örtülü olan bu bataklıkta pek çok kaynak gizliymiş. Bu kaynaklara düşenler, tabaklanmış deriye dönerlermiş. Vaktiyle bu Kaynarca'nın olduğu yerde bir memleket varmış. Verimli tarlaları, besili hayvanları pek çokmuş. Bu memleketin halkı o kadar zengin olmuşlar ki, ekinlerini ekmek, hayvanlarım otlatmak için başka yerlerden işçi getirip çalıştırıyorlarmış. Fakat gelenler oranın ahlakını bozmuş, halkı baştan çıkarmışlar. Bir gün bu memlekete bir pir gelir, halka nasihatta bulunarak akıllarını başlarına toplamalarını söyler. Bu pîrin sözlerine kimse kulak asmadığı gibi, bir de altın ve gümüş dolu iki kuyunun arasına ekmek su vermemeksizin hapsederler. Pîrin haline acıyan bir kız, kimselere görünmeden bu ihtiyara ekmek ve su getirir, onu ölmekten kurtarır. Bir müddet sonra bu kızın düğünü olur. Kırk gün, kırk gece süren eğlencelerden sonra bütün halk sarhoş olur, yerlerde sürünmeye başlarlar. Gelin yeni evine gitmek için atına biner, yola çıkılır. O bölgenin âdetine göre, geline, köyün hemen yakınında bulunan bir kuyudan üç yudum su içirmek ve aynı kuyunun etrafında üç defa dolaştırmak gerekir. Kuyunun başına gelinir, tam gelin su içeceği sırada o pîr karşılarına çıkar ve der ki: . «Durmadan arkamdan yürüyün, sakın arkanıza bakmayın. Yoksa hepiniz taş olursunuz!» Pîrin bu sözlerinden korkan halk onun peşine takılır ve koşmaya başlar. Arkalarından müthiş gürültüler kopar, acı çığlıklar atılır. Buna dayanamayan birisi arkasına dönüp bakar. Evlerden suların fışkırdığını, memleketi kara dumanların bürüdüğünü görünce «Yandım.» diye Kendisini yere atıverir. Ne olduğunu anlamak için hepsi arkalarına bakarlar ; pîrin sözünü dinlemedikleri için de taş kesilirler. Kurtarmak istediği kızın taş kesilmesine çok üzülen pîr, tepeye tırmanır ve fazla gidemeden orada ruhunu teslim eder. Bu hadiseden sonra, kızın taş kesildiği yere Gelin Taşı, pîrin ruhunu teslim ettiği tepeye de Dede Tepesi adı verilir. Bu efsaneyi tamamlayan şu iki motifi de buraya eklemeyi faydalı buluyoruz. Kaynarca'daki memleketin batması sırasında başka bir gelin de bir katar deve ile birlikte Çandarlı'ya gidiyormuş. Bu kafile de oldukları yerde taş kesilmiş. Çandarlı yolunda, Demirtaş'ın yanındaki Katar Kayalar adını bu hadiseden alıyormuş. O büyük felâket sırasında Kaynarca'dan kaçmak isteyen bir bezirgân Kalarga Tepesine sığınır. Bütün eşyası ile birlikte taş olmaktan kurtulamaz. Bugün Kalarga tepesinde görülen kayalar, halkın ifadesine göre, birbiri üstüne konmuş bez toplarına ve bir adama benzemekteymiş. [ Osman BAYATLI : Bergama’da Efsaneler Âdetler. İstanbul, 1941 s. 28] MANİLER MANİ ÖRNEKLERİ 1.Babucumun gönünü Geçme oğlan önümü Babam sana yol vermez Yap ağabeymin gönlünü 2.Çay içinde çöpeller Çöpele su serperler Uzak yoldan gelenin Gözlerinden öperler 3.Kuyuya saldım urgan Benim sevdiğim çoban Kepenekte üşümüş Göndereyim bir yorgan 4.Peştemalda ipek var On beş okka göbek vat Akşam yanına gelcem Mahallede köpek var 5.Leblebi koydum tasa Doldurdum basa basa Benim yarim çok kibar Birazcık boydan kısa 6.Mavi yelek mor düğme Şimdi girdin gönlüme Sen gönlüme gireli Kan damlar yüreğime 7.Mavilim kıyma bene Candan severim sene Yılda kurban bir olur Her gün kurbanım sene 8.Karşı karşı evimiz Can yürekte sevimiz Bu seviler bizdeyken Çatlar ölür birimiz 9.Kuyu başında testi Kemer belimi kesti Benim sevdiğim oğlan Şimdi buradan geçti 10.Ufacık kuş üzümü Mail oldum sözünü Ezanını dinliyordum Hasret kaldım yüzünü
11.Kömürcünün hararı Kömür gatsan gararı Tebe Nine’nin şalvarı Hafız Ali diye yalvarı 12.Çullum çukurdamın Appağım yunurtamın Yaz bitti gış geldi Daha sen buradamın 13.Karanfilim süt beyaz Ayrı düştük biz bu yaz Sevdiğini bileyim Mektubunu sık sık yaz 14.Karanfilin moruna Varmam emmim oğluna Katar daksa boynuma Yine girmem koynuna 15.Siyah terlik ayakta Ne gezersin hayatta Oğlan sana vurulmuş Ne gezersin ayakta 16.Kerpiç kerpiç üstüne Kerpiç duvar üstüne Kırt yıl bekarlık çeksem Varmam nikah üstüne 17.Karanfilim sarkarım Açılmaya korkarım Sevdiğimi verseler Şu dünyayı yakarım 18.Karanfil eker misin Bal ile şeker misin Bana ettiklerini Sen olsan çeker misin 19.Tabak içinde lüle Bayıldım güle güle Dediler yar evlenmiş Geçinsin güle güle 20.İndim kuyu dibine Tuttum yarin eline Yar elinde bir şey yok Sarılırım beline Kaynak Kişi : Ayşe KARAKAŞ / Ödemiş Kurucuova Köyü MASALLAR KELOĞLAN MASALI Evveli bir Keloğlan varmış. Üç de kardeşi varmış. Öteki üç kardeşi Keloğlanı durmadan aldatırmış. Bir gün çifte gitmiş Keloğlan. Öteki üç kardeş de Keloğlanı dövelim, sövelim diye anlaşmışlar. Keloğlan oradan bir tavşan eniği tutmuş. Öteki üç kardeşi durdurmuş. Tavşan eniğine demiş ki: - Git ablana söyle şunu pişirsin, bunu pişirsin, aşı tuzsuz pişirsin. Tavşan eniğini koyuvermiş. Tavşan eniği ters gitmeye başlamış. Üç kardeş sormuşlar: - Neden o yana gidiyor, diye. Keloğlan: - Köpeklerden korktuğu için, demiş. Eve vardıklarında yemekler Keloğlan’ın dediği gibi çıkmış. Bu sefer çok akıllı tavşan diye üç kardeş: - Bu tavşanı bize sat demişler. Halbuki Keloğlan karısına önceden: - Şunu pişir, bunu pişir, aşı tuzsuz pişir, demişmiş. Eve geldiklerinde, evde buldukları tavşan da ötekine benzer başka bir tavşanmış. Keloğlan: - Ben bu tavşana ne istersem yaptırıyorum, satmam, demiş ; fakat, daha sonra tavşanı satmış. Üç kardeş de tavşanı almışlar. Ertesi gün onlar da aynı şeyi yaptıklarında, tavşan kaçar gider. Bir daha da görünmez. Eve varırlar. Ne tavşan var, ne de yemekler pişmiş. Üç kardeş sinirlenip Keloğlanı öldürmeye gidiyorlar. Sonra Keloğlan’ı yakalayıp büyük bir sandığa kapatıyorlar. Sandığı nehre itmek için sopa getirmeye gittiklerinde Keloğlan: - Almaaam, almaaam. Diye bağırmış. Öbür yanda koyun güden çoban, sesi duymuş gelmiş. Ne almıyorsun arkadaş diye seslendiğinde Keloğlan: - Padişahın kızını veriyorlar da onu almıyorum, demiş. Çoban Keloğlanı sandıktan çıkarmış ve kendi girmiş. Bu sefer çoban bağırmaya başlamış: - Alırııım, alırııım, diye. Üç kardeş gelip sandığı nehre kaktırıyorlar. Çoban ölmüş. Keloğlan da çobanın koyunlarını almış akşam üstü eve gelmiş.Üç kardeş bakmışlar ki Keloğlan ölmemiş; eve kırk tane koyunla geri dönmüş. Hayretle Keloğlan’a sormuşlar. Keloğlan: - Salaklar az daha öteye kaktırsaydınız kırk koyun daha getirecektim, demiş. Üç kardeş hemen aynı yere giderek, koyun alabilmek için, birbirlerini suya itmişler. İçlerinden biri boğulurken “kırk kırk” diye can çekişmeye başlamış. Diğeri ona: - Kırk koyun babanın borcunu ödemez, elli iste, elli iste diye bağırmaya başlamış. Yanından geldim selamı var.
|